POT VIII: “Odun hakikat, arabesk edebiyat” / Selçuk Orhan – Mehmet Erte

kitaplik-180_kapak-8094

POT adı altındaki söyleşilerimizin sekizinci bölümü “Odun hakikat, arabesk edebiyat” başlığını taşıyor. Mehmet Âkif’in “Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek / Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek!” dizeleriyle söze başlayan Selçuk Orhan günümüzde bu retoriğin tersine çevrildiğini ileri sürüyor: “Odun gibi konuşuyorum, o halde hakikati söylüyorum.” Konu buradan elbette neredeyse hiç eleştirilmeyen lümpenliğe geliyor, “edebiyat yapma edebiyatçıları”na, “kaybeden”, “delikanlı” yazarlara. Meseleye okur cephesinden bakınca da şu çok açık diyor Selçuk: “Talep edilen hakikat değil, bir çeşit hakikat jesti aslında; yani hakikatin dile gelmesinden çok, sanki bir hakikat dile getiriliyormuş gibi konuşulması.”

Ben popüler kültürde edebiyatın edebiyat tarihi dışına düşürüldüğünü, tarihin bir imajlar dizine indirgendiğini ve bu imajlarda dondurulduğunu ileri sürüyorum. Böyle olunca da “aşma sorunsalı” ortadan kalkıyor, tâbiyetler başlıyor ve yazarlar belli imajların yeniden üreticisine dönüşüyor. Mesela artık “Oğuz Atay’dan etkilendiğinizin söylenmesi için onun estetiğinin bir geliştiricisi, devamı olmanıza gerek yok, öykülerinizde, romanlarınızda ‘kaybedenleri, tutunamayanları’ anlatmanız, bu imajın üreticisi olmanız yeterli.” “İmajlara indirgenmiş bir tarihte ve edebiyatta duygudan daha geçer akçe” olmadığı için de duygulandırma gücüne indirgenmiş bir edebiyatla karşı karşıyayız. Bunun en belirgin sonucu odun hakikatçiler, arabesk edebiyatçılar.

Burada elbette her şeyi özetlemeyeceğim. Hakikat ile yerlilik arasında kurulan bağlantı, yerliliğin arabeskle eşitlenmesi, sokak dilinin yerini internet dilinin alması ve daha birçok mesele Kitap-lık dergisinin Temmuz-Ağustos sayısında…

Not: Bugün önümüzdeki hiçbir sorunun bu sayıda dile getirdiğimizden daha önemli olduğunu sanmıyorum. Biz eksik bırakmışızdır, yetersiz kalmışızdır, ayrı konu.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: