“Arzuda Bir Sapma”nın kapağı için bir not ve teşekkür

ArzudaBirSapmaIMZALI_120x195

“Arzuda Bir Sapma”nın kapağının önce bir fotoğraf olması gerektiğini düşünüyordum. Kafamdaki sahneyi, ayrıntıyı çekmek üzere vizörden baktığım daha ilk anda hayal kırıklığına uğradım, ancak buna rağmen üst üste 150 kadar fotoğraf çektim. Evet, çok fazla. Her deklanşöre bastığımda “bu da olmadı” diyordum ve kadrajla netlik gitgide bozuluyordu. Sahne için seçtiğim fon, plan ve konu iyi olmasına rağmen ters giden bir şey vardı: hayalle gerçek uyuşmuyordu. Özellikle geri plandaki figürü (silüeti) kadrajda tam yerine oturtsam da olmuyordu. Sevgili Dilara Hançer​ daha önce kitap için hem çekim yapmayı hem de eski fotoğraf çalışmalarından vermeyi kabul etmişti, benim “hiçbir işe yaramaz” dediğim fotoğraf çekimlerimin bir kısmını gözden geçiren de o oldu. Dilara’nın seçip fotoşop, vb. programlarda türevlerini ürettiği kare hem kapağın fotoğraf olmaması gerektiğini bana gösterdi, hem de “sapma”nın ifadesi olabilecek çizgileri yakalamamı sağladı. Dilara’ya bana ayırdığı zaman ve verdiği emek için yürekten teşekkür ediyorum. Bundan sonrası fotoğraf çekmekten daha zor oldu, ama çizgileri bir kere yakaladıktan sonra devam etmekten başka bir şey elimden gelmezdi.

“Sahte” adlı kitabımda Zümrütoğlu’nun deseninin yerini belirleyen, fonu hazırlayan, bir bakıma kapağı tasarlayan Aslı Akarsakarya​ bu kitabımda da fikirleriyle bana pek çok açıdan yardımcı oldu. Öncelikle benim perspektifi kontrol etmek için koyduğum ufuk çizgisine burun kıvırdı. Resimdeki fırça izlerine ve kabarcıklara kafayı takmıştım (bu konuda son âna kadar çalıştım ve hepsini temizledim), bunları önemsemedi ama ayak tabanında sağ alt bölümdeki izi yaparken sağa sola sıçrayan mürekkepleri bana temizletti. Ben bunları resmin resim olduğunu vurgulayan ayrıntılar olarak düşünüyordum ama gerçekten de hiçbirine gerek yoktu, çünkü zaten kalın bir eğri çizmiştim. Vesaire. Matbaaya gönderene kadar kapağın her aşamasında (boyutlar, taşma payı, vb.) emeği geçen Aslı’nın hakkını ödeyemem, kendisine sonsuz teşekkürler. “Hanımefendinin ayağı kırılacakmış,” diyen değerli hocamız Sayın Mehmet Rifat haklıdır, topuğun böyle dik durduğu, bacağın yukarı uzandığı bir pozisyonda ayak ve baldır fazlasıyla kasılır. Ancak bilek/bacak doğrultusu resimdeki kadar dik olmasaydı, yukarı değil ileri uzansaydı, yani kadının daha alçak bir tabureye oturduğu varsayılsaydı bu kasılma hissi (ve belki ufak bir perspektif hatası) doğmazdı diye düşünüyorum. Hataysa eğer (emin değilim), bunu Aslı’nın yönlendirmesiyle güzellik adına göze aldım.

Dostlarıma burada, yani herkese açık bir alanda teşekkür etmemin nedeni onların herkese açık bir kitabın kapağına katkıda bulunmaları. Kendilerine minnettarım. Sevgiler, selamlar.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: