“Bakışın Kirlettiği Ayna” uzun bir aradan sonra yeniden…

BakisinKirlettigiAyna_2inci

 

Arka kapak:

“Benim için gözler yoktu artık, gözleri dikenli teller gibi koruyan kirpikler vardı. Gözler vardı tabii ama kirpikleri aşıp ulaşamıyordum onlara. Gözler yoktu yani, ama aslında ulaşılmazlıkları oranında daha güçlü olarak vardılar. Gözler vardı yani. Ama kimin gözleri? Neredeydi o? Hiçbir yerde olmadığı için her yerdeydi. Nerede olduğunu bilmediğim için buradaydı. (…) Onun sokaklarında bir hacıydım.”

Okurla kavgalı bir ilişki kuran Mehmet Erte; kitabın “Delik” adlı ilk bölümünde, sıradan durumları paranoyak bir zihnin işleyiş süreci içinde, ironik bir dille öyküleştirerek, somutla soyutu altüst ediyor. Bu öykü dünyasında hep mantık sınırları içinde kalmamıza rağmen, okuduklarımızın ‘saçma’ ve sıradışı olduğunu düşündüren bir yorum diliyle karşılaşıyoruz. Gündelik davranışlar, küçük mimikler kuşkucu bir bakışla güç problemler gibi algılanıp çözülüyor. Erte’ye göre şeylerin üzerini anlamlandırarak örtüyoruz, bu örtünün altında ne olduğunun, yorumladığımızın dışında bir dünya olup olmadığının ise bir cevabı yok ama arayışı var. Aslında bu arayışta her örtünün üzerine yeni bir örtü konuyor, hakikatin peşine düşen insan sonsuz sayıdaki olasılığa (yoruma/anlama) hayat vererek kendi cehennemini yaratıyor.

“Bir Kölenin Eğitim Sorunları”, “Bakışın Kirlettiği Ayna” ve “Vazgeçilmiş Renk” adlı diğer bölümler ise; köle-efendi ilişkisi, irade, kader, aşk, bağlılık, cinsellik, aldatmak-aldatılmak-aldanmak kavramları etrafında, farklı biçim ve biçemlerde dönerek, gizli bir ana başlık altında toplanıyor.

Varoluş kabuğunda bir delik açarak bedene, intihara, ergenliğe, birlikteliklerden doğan iktidara, düşünce’nin mahrem bölgelerine.. ‘bakmak’ isteyenler bu kitabı okurken topuklu ayakkabılarını, kravatlarını, güneş gözlüklerini çıkarsınlar…

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: