“Stendhal Sendromu: Sanat nereye dokunur?” / Kitap-lık (Kasım-Aralık 2014)

POT başlığı altında Kitap-lık dergisinde yayımladığımız söyleşilerimize bundan böyle tartıştığımız bağlamda başka yazarlardan denemeler ekleyerek dosyalar hazırlayacağız. Kasım-Aralık sayısı için hazırladığımız “Stendhal Sendromu: Sanat nereye dokunur?” dosyasında sanat eseriyle kurduğumuz ilişkiyi inceliyoruz. Dosyada yer alan metinlerin kısaca tanıtımı şöyle:

POT’un beşinci bölümünde Selçuk Orhan ve Mehmet Erte özgünlüğe bağladığımız güzellik anlayışımızın hasar gördüğü, sanat eserinin biricik olmadığını ilan ettiği, hatta derleme, çeşitleme, kopya, taklit olarak karşımıza çıktığı bir çağda “Hâlâ sanata âşık olabilir miyiz?” diye soruyorlar, birey olarak sanat karşısında varoluşumuzun neye dönüştüğüne ilişkin bir fikir yakalamaya çalışıyorlar. Stendhal Sendromu ile aşk arasında kurulan paralellikle başlayan tartışmaları değişen aşk anlayışımızın aldığı biçim, bir tasarım, endüstriyel ürün olarak insan, dünyaya bağlanma deneyimi olarak sanat konularında sürüyor.

Aydın Çam “‘Önermeleri Sorgulamak’ ya da ‘İzleyici Nedir?’”başlıklı yazısında Platon’dan bu yana izleyicinin sanat eseri karşısındaki konumu ve tutumunun bazı temel ön kabullerle değerlendirildiğine ve irdelendiğine dikkat çekerek izleyici denen mefhumu ve izleyici ile ilgili önkabullerimizi tartışıyor. Trans-estetik ve trans-sanat çağında izleyici ile sanat arasındaki sınırları, sanat eserinin özne üzerindeki dönüştürücü etkisini soruşturmaya çağırıyor.

Merve Kurt “Üç Kafa” adlı yazısında sanatın ne olup olmadığı, nasıl hissettirmesi, ne düşündürmesi gerektiği yönündeki tartışmaların bizleri sanat eseri karşısında deneyimleyebileceğimiz büyülü anlardan uzaklaştırdığını ileri sürüyor ve Bill Viola’nın  The Language of the Birds (Kuşların Dili) isimli, yaklaşık üç dakikalık videosu karşısındaki kişisel deneyimini paylaşıyor. Bu videoyu Klee’nin Angelus Novus’u ile birlikte ele alıyor ve sanatın dünyanın büyüsünü, gizemini yeniden karşımıza çıkardığını vurguluyor.

Deniz Eyüce “Resim Bizi İçine Doğru Çektiğinde: Stendhal Sendromu ve Sinestezya” adlı yazısında izleyicinin sanat eseri karşısındaki yaşadığı Stendhal Sendromu’nu bir başka sendromla, “tek bir uyaranın birden çok duyuyu aynı anda harekete geçirmesi, ya da birleşik duyum olarak açıklanan” Sinestezya ile ilişkilendirerek bir tanı koymayı deniyor. Sanat eseriyle kurduğumuz varoluşsal ilişkiyi duyuların devrede olduğu bir deneyim olarak inceliyor.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: