ŞİİR KİTAPLARI SÖZLÜĞÜ – 34: “ALÇALMA” / TAHİR ABACI

Yasakmeyve, Kasım-Aralık 2010

Mehmet Erte’nin (doğ. 1978) ikinci şiir kitabı. İlk kitabı –dosya iken Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü almış– Suyu Bulandıran Şey’i 2003’de yayımlamıştı. Günümüz ölçüleri açısından bakarsak, ikinci kitap için yedi yıl beklemek alışıldık durum sayılmaz ama Alçalma’yı oluşturan şiirlere göz atılınca bu sabrın erdemi anlaşılıyor. Özenilmiş, bütünselliği kurulmuş, farklı, ayrı, başka şeyler söyleme çabasının ürünü şiirler, Erte’yi günümüz şiirinin “sağlam işçi”lerinden biri yapıyor. “Şiirin sağlam işçileri” Mayakovski’nin kullandığı bir niteleme. Sağlamlık ayrı, işçilik ayrı çağrışımlar yapıyor bu nitelemede.

Alçalma beş bölümlük bir kitap. İlk bölüm kitapla aynı adı taşıyor ve romen rakamlarıyla ayrılmış altı kesitten oluşuyor. Bir uzun şiir olarak da kabul etmek mümkün. Kolay geçilemeyecek, farklı anlamlara kol atan, otonomisini kurmuş dizelerle yol alınsa da, bütüne yayılan “rutine isyan” ve çağrı edası kendisini hemen hissettiriyor. Şair öznenin yaşanan günün edimleriyle barışık olmayışı, nevroz ile isyan arasında harelenen tonlar sağlıyor şairin diline. Erte’nin iki şiir kitabı arasında bir de hikâye kitabı yayımlamış olduğunu da anımsayarak, çekinmeden “anlatıcılık”a ve diyaloglara da başvurduğu eklenmeli. Sözgelimi, bölümü açan dizelerdeki diyalog iki özne arasında mı, yoksa bir iç konuşma mı, yoruma bağlı. Yorum ötesi olan, Erte’nin gündelik konuşma niteliğindeki öğeleri bile, matrisi bağlarken mutlaka imgeye ulaması: “Uykusuzluktan gebersek de ayaktayız / Çünkü henüz gece bitmedi / Çünkü henüz programlar sona ermedi” dizelerini şu, belki aynı nitelikte, aynı yalınlıkta son dize alıp başka bir yere taşıyor sözgelimi: “Tükenmez bir ışık kaynağının karşısındayız”.

Rutine isyan sonraki kesitlerde de sürüyor ancak âdeta olağan biçimde toplumsal arka plan, tarih, daha tümel bir bakış da karışıyor işin içine, hatta bir ontoloji: “İnsan ayağıyla beş-on karınca ezildi diye zincir kırılmış değil / Bu tepeden ordular geçti diye iz silinmiş değil / Zaman, babayla oğlu ayırdı diye söz öksüz kalmış değil / Seni kurtaracak meleğin güleryüzlü olacağını kim söyledi / Ödülsüz çile ve kırbaç gerek yığınlara”… Erte, sözü tümelden bireysele getirirken bazen yumuşak geçişler, bazen ani geçişler yapıyor. Sözgelimi, “Söner / mi / sandın ey âdemoğlu / Parlatmaya gidiyoruz biz o zayıf ışığı!” dizeleri ve izleyen genellemeler, bir kadının tırnak içi rutin yakınmasından sonra gelebiliyor. İmgeye geçiş de çoğu kez beklenmedik anda ortaya çıkıyor. Bu bölümde od ile odun arasındaki ilişkiye yapılan vurgu şaire çarpıcı dizeler kurdurmuş. Bölüm “Siz şiir yazın / Ben kavgaya adam çağırıyorum.” dizeleriyle kapanarak okuru bir karşıtlama ile baş başa bırakıyor.

Kitabın dört şiirden oluşan “Herkes Kadar Yansıtabilirim” ve beş şiirden oluşan “Olmayan” bölümlerinde tekil şiirler yer almış. Bu bölümlerdeki şiirlerin hiçbiri biçimsel açıdan ortak kararda değiller, dört dörtlükten oluşan da var (“Mabedindeki Huzursuz Işık”), soluksuz akarak uzun bir şiire dönüşen de (“Yalnızca Parmaklarını mı Oynatacaksın”). “Herkes Kadar Yansıtabilirim Işığı” şiiri “doğaçlama bir şiir bu” diye başlayıp resitatif tarzda ve uzun dizelerle yol alırken “Dinsiz” bölümün ve kitabın en kısa şiiri olarak bağlanıyor. Tekil şiirlerden oluşsa da “Olmayan” bölümünde –Adalar’dan İzmir’e uzanan–geçilmiş mekânların belirgin izlerinin odağa alınması tematik bir çatı da oluşturmuş. Bölüm başlığının altında yer alan “Adları olan ama kendileri olmayan yerlerde geçen çocukluğumun ardından… Olmayanı yitirmenin acısıyla…” ibaresi bu çatıyı baştan haber veriyor zaten. Erte, mekân özgülünde de arka plana toplumsal tarihi yerleştirmeden edemiyor öte yandan.

Kitabın “Bir Kadının Duygusal Doğası” bölümü “Mektuplar” alt başlığıyla söylem biçimini seçmiş görünüyor ve şairin yatkın olduğu resitatif tarzın özgürce serpildiği şiirlerden oluşuyor. Bölümü oluşturan dokuz şiirin sekizinin adları “ve” bağlacıyla eklemlenmiş, bir araya getirilmeleri çağrışım ufuklarını genişletmiş kelimelerden oluşuyor: “Kaplan ve Kapan”, “Irmak ve Çiçek”, “Kolye ve Deniz”, “Fular ve Ray”, “Elma ve Katedral”, “Perde ve Şubat”, “Uçurum ve Pergel”, “Kâğıt ve Bisiklet”. Sadece final niteliğindeki son şiir iki kelimelik semantik sürtünmenin dinamizmini terk ederek “Çünkü Ben Bir Gülüm” adını almış. Şiirde söyleyen özne bir kadın ama “hitap” kipi öteki özneyi bu tarafa yerleştiriyor. Öbür tarafın okyanus ötesi, bu tarafın ise İzmir olduğu anlaşılıyor.

Alçalma, Yapı Kredi Yayınları’nın 3047. ve şiir dizisinin 272. kitabı olarak yayımlanmış. Yayınevinin kare formatıyla (16×16) yayımladığı şiir kitaplarından biri. “Roman boyu” da denilen standart boydan daha kısa, ama daha enli bir boy. Bu formatın  –hele de Mehmet Erte gibi uzun dizeler de kuran şairler açısından– iyi tarafı dizelerin kırılmaktan kurtulması, kötü tarafı, kitaplıklarda bu formatın şairlerin öteki kitaplarından ayrı ve benzer formattaki kitaplar yanında durmak arzusu. Ancak, şiir kitaplarının yazgısı bu: En çok onların tasarımlarıyla ve formatlarıyla oynanıyor, sanki kalıba sığmaz içerik formatı da belirliyor. Roman ve hikâyede öyle değil, dedik ya, “roman boyu” standardı bile belirliyor hatta. Ödül sayılabilecek bir durum da yok değil: Görsellik tutkusu yüzünden en çok şiir kitapları fetişleşiyor.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: